
Şehirli gençliğin zihni bugünlerde epey kalabalık. Bildirimler, mesajlar, “story”ler, yarım kalmış diziler, bir yandan da “Ben ne yapıyorum?” sorusu…
Hepimiz aynı anda üç ekran açıkken tek bir şeye odaklanmaya çalışıyoruz. Sonra da “odaklanamıyoruz” diye kendimize kızıyoruz. Oysa çözüm, ironik biçimde, Wi-Fi çekmeyen bir yerde, yün yumaklarının arasında olabilir.
Evet, el örgüsü, kaneviçe ve dantel gibi “anneanne işi” diye etiketlenen el işleri. Şaka yapmıyorum. Çünkü bir şehir efsanesini yıkmakla başlayalım:
El işi yapmak sizi bir anda nostaljik bir fotoğraf filtresine sokup hayattan koparmıyor. Aksine, zihni toparlıyor. Hem de meditasyon/yoga gibi uygulamalara aylık abonelik ödemeden.
Bir düşünün: Elinizde iki şiş, bir yumak ip. Gülmeyin! Şu an çok trend olmuş durumda.
Yapacağınız şey belli: ilmek at, say, ör, tekrar say. Bu tekrar hali, beynin “sürekli her şeye bak” modundan çıkıp “tek bir şeye odaklan” moduna geçmesini sağlıyor.
Modern tabirle söylersek: multitasking çöküyor, single-tasking sahneye çıkıyor. Ve beyniniz buna bayılıyor.
Kaneviçe yapanları izlediniz mi hiç? Küçük kareler, renkli ipler, sabırla ilerleyen bir desen. Orada aslında minik bir planlama ve problem çözme süreci var. “Buraya kırmızı mı geliyordu, yoksa bir önceki kare miydi?” diye düşünürken, farkında olmadan analitik düşünme kaslarınızı çalıştırıyorsunuz.
Sudoku çözerken ne oluyorsa, burada da o oluyor; sadece daha az stresli ve sonuçta ortaya duvara asılabilen bir şey çıkıyor.
Dantel ise bambaşka bir seviye.
O karmaşık görünen desenlerin içinden yol bulmak, sabrın ve ritmin zaferi.
Şehir hayatında her şey hızlanmışken, dantel “yavaşla” diyen nadir şeylerden biri. Acele ederseniz zaten olmuyor. İlmek kaçıyor, desen bozuluyor. Hayat gibi yani, ama daha az dramatik.
Bir de işin zihinsel rahatlama kısmı var. El işi yaparken telefon genelde masanın kenarında kalıyor. Bildirim gelirse bile “bir sıra daha” diyorsunuz. O arada zihniniz, gün boyu biriken düşünceleri sessizce düzenliyor. Birçok insan en iyi fikirlerinin örgü örerken ya da kaneviçe işlerken geldiğini söylüyor. Demek ki beyin, boş bırakılınca değil; meşgul ama sakin bırakılınca açılıyor.
Şehirli gençler için bir bonus daha: El işi yapmak üretken hissettiriyor. Gün sonunda “Bugün ne yaptım?” sorusuna somut bir cevap var. Bir atkı, bir parça desen, birkaç santim ilerlemiş bir dantel. Excel dosyası gibi kaybolmuyor, e-postayla silinmiyor. Orada duruyor. Dokunabiliyorsunuz.
Üstelik bu işler sandığımız kadar “yalnız” da değil. Podcast açıp örgü örenler, arkadaşlarıyla buluşup kaneviçe yapanlar, kafede kahvesini içerken dantel ilerletenler var. Şehrin gürültüsüne karşı sessiz ama inatçı bir karşı hamle gibi.
Belki de mesele şu: Zihnimiz, arada sırada ellerimizle aynı ritme girmek istiyor. Ekrandan değil, ipten; kaydırmaktan değil, ilmekten beslenmek istiyor. El işi, bunu hatırlatıyor.
O yüzden bir gün, yoğun bir şehir gününün ardından kendinizi yorgun ve dağınık hissederseniz, çözümü çok uzaklarda aramayın. Bir yumak ip yeter. Düşünceleriniz de, ilmekler gibi, yavaş yavaş yerine oturur.
Dr. Meryem ÇILDIR