
Dostlarım merhaba, nasılsınız? Beni soracak olursanız içinde yaşadığımız toplum içinde gördüğümüz, şahit oluğumuz, arkadaşlarımızın serzenişlerinden anladığımız “toplumsal sorunları” kendi bilgi ve tecrübelerimiz doğrultusunda “doğruluk, adalet ve hakkaniyetten şaşmayarak” sizlere intikalde köprü olmak gibi bir dertle, dertli olarak yaşıyoruz elhamdulilleh.
Gece bir dostumla görüştüm. Benden binlerce kilometre uzakta lakin kalben her an birlikteyiz ve bunu ruhumda hissediyorum. Öyle şeyler anlattı ve ben de konunun içeriğini az çok bilip önemli noktalarda da dahilim olduğu için bir nevi fikir teatisinde bulunduk. Size o konuşmanın özetini yazacağım şimdi. Ama sizden küçük ama önemli bir ricam var: Kelimeleri ve kavramları sadece bir ideolojiye, izime ya da siyasi terminolojiye hapsetmeden okumanız. Kelimeler ve renkler kimsenin malı olmayıp bundan dolayı işgüzarlık yapılmaması gerektiğine inanan bir insanımdır. Lütfen “Davam” kelimesini/kavramını dar alanlara hapsetmeyin ve önyargıları belleğinizden uzaklaştırarak okuyun lütfen. Sanırım daha açık bir şekilde ifade edemezdim duygu ve düşüncelerimi.
Evet, şimdi birkaç güzel adamın yolculuğa çıkışlarını, niyetlerini, musibetlerini ve muameleleri, sonucunda da moral motivasyon bakımından “dikelmeden dik durmalarını” kaleme aldığım yazımı sizinle paylaşıyorum. İyi okumalar.
“Kıymetli Kardeşlerim ve Gönül Yoldaşlarım,
Vakit belki geç, ama dava adamı için geç ya da erken diye bir şey yoktur. Kalbin dolduğu yerde zaman susar, söz başlar. İçimde birikenleri, siz değerli kardeşlerimle paylaşmak hem bir muhasebeye hem de bir yeniden dirilişe vesile olsun istiyorum.
Biz bu yola dün çıkmadık. Hatırlayın, ilk hayır kuruluşunu açtığımızda ne makam vardı ne imkân… Ama vardı bir sevdamız. Bir zeytin paylaşmanın bereketini, bir tas çorbanın kardeşliğimizi artırdığı birbirinden daha sevdalı mübarek günleri yaşadık. Dava deyince gözümüz parlar, gecemiz gündüze karışırdı. Dertle dertlenmekti bizim şiarımız, ihtiyacı olanlara koşarak büyütmekti davamızın samimiyeti.
Zaman geçti, imtihanlar büyüdü. Evet, bazıları eğrildi, büküldü. Kimileri yalanın, makamın, menfaatin peşine düştü. Ne acıdır ki, bir zamanlar “emanet” dediğimiz şeyleri heba edenler oldu. Kimi kardeşlerimiz bu ağır yükü kaldıramadı, kimi ise ihanete uğrayarak yoldan düşürüldü. Ee, ihanete uğrayanlar olduğu gibi davaya ihanet edenler de olmadı değil. Zaten sıkıntılar bu ihanet şebekesinin heybesinde sakladığı acı bir soğan misali gözlerimize, burunlarımıza sokarak adeta görme-konuşma-duyma yetilerimizi kapatmak istediler. Ne mutlu bize ki kapatmadık. Ne mutlu bize ki bizim için “serde doğruluk ve adamlık var” düsturunu sıkı sıkıya savunma dirayetini gösterdik, tüm bunların Allah’ın bir lütfu ve nimeti bilerek.
Şükürler olsun biz dimdik ayaktayız elhamdülillah.
Çünkü bizim yolumuz eğriliğe çıkmaz. Biz rüzgâra göre yön değiştirenlerden değiliz. Doğru bildiğimiz neyse onu savunduk, sevincimizi de öfkemizi de açık ettik. Gizli niyetlerimiz olmadı. Çünkü biz “çekirdek kadro” olmanın ne demek olduğunu, gece uykusundan, gündüz vaktinden, sofrasından ve sırtındaki hırkasından fedakârlık edenlerden öğrendik. Dağdan gelip bağdakini kumpaslarla kovma gevşekliklerini görsek bile onların durumuna düşmedik, düşmeyiz de. Çünkü biz Allah’ın rızasını kazanmak için film fırıldak çevrilmeyeceğini biliyoruz elhamdulilleh.
Bugün yeniden hatırlama, yeniden doğrulma, yeniden kenetlenme vaktidir.
Artık aramıza fitne sokmaya çalışanlara, bizi ayrıştırmak isteyenlere, emekleri değersizleştirmeye çalışanlara karşı dimdik durma vaktidir. Çünkü biz bir sevda için, bir inanç için, ülkemiz insanlarını ihya etme davası için yola çıktık. Gönüllülük esasına dayalı parlayan kuruluşlarımız bizim sembolümüzse, bu sembolü yaşatmak da bizim sorumluluğumuzdur.
Bugün burada bizden ayrılmayan, yan yollara sapmayan, benliğine esir düşmeyen ve “insanım varsa devletim, devletim de varsa insanım vardır” deyip ömrünü feda etmiş her bir kardeşim, dava ahlakının canlı örneğidir. İnanıyorum ki, bu moral motivasyonu aklında, kalbinde ve iliklerinde bulunduranlar yıkılmaz. Çünkü menfaat değil, Allah rızasıyla birleşmiş yürekler taşınmaktadır. İnanıyorum ki, herkesin davası kendisinedir ve biz hayır ve güzellikler için çiçek açtırmaya amade olmuşların bu davası sahipsiz değil ve sahipsiz de kalmayacaktır. Çünkü her birinizin yüreğinde hâlâ o ilk günün heyecanı, o ilk sofranın bereketi var.
Yaralarımız olabilir ama inancımız dimdiktir. Aldatılmış olabiliriz ama aldatanlardan olmadık. Yıkılmadık, pes etmedik, etmeyeceğiz de.
Unutmayalım: “Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır.” (Hadis-i Şerif)
Yine unutmayalım ki bizler doğrularla ve birlikteliklerle güçlü kalırız. Rüzgâr nereden eserse essin, ihanet ve engellemeler nereden ve kimlerden gelirse gelsin biz, biz olmaktan milim geri adım atmayacağız.
Davamız dediğimiz bu kutlu yol, yeniden kardeşliğimizi tahkim ettiğimizde, yeniden birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye ettiğimizde yükselecektir. Bugün belki kalbimiz kırık ama umudumuz sapasağlamdır. Zira biz, Allah’ın takdirine iman edenleriz. Biliriz ki her gecenin sabahı vardır. Ve Allah rahmet ve bereketiyle sabredenlerle beraberdir.
Rabbim hak olan yola hizmetkar olan her bir kardeşimi korusun, çoğaltsın ve bereketlendirsin. Yalansız, riyasız, tertemiz birliktelikler nasip etsin.
İyi ki varsınız. İyi ki bu davanın çekirdeği sizlersiniz.
Dualarım sizinle.
Selametle, muhabbetle…”
Gökmen CAN / Eğitimci Sosyolog