Esenler Belediyesi Buhurizade Mustafa Itrî Kültür Sanat Sezonu’na özel olarak düzenlenen “İstanbul Sohbetleri: Zevk-i Selim” programı bu kez ebru sanatının önemli isimlerinden Hikmet Barutçugil’i ağırladı.
Cemalletin Tül moderatörlüğünde gerçekleşen programda Barutçugil, ebru sanatıyla tanışma hikâyesini ve bu sanatın inceliklerini ele aldı.
Esenler Belediyesi Kültür İşleri Müdürlüğü tarafından bu sezon beşincisi düzenlenen “İstanbul Sohbetleri: Zevk-i Selim” programı, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “Yaşayan İnsan Hazinesi” ödülüne layık görülen ebru sanatçısı Hikmet Barutçugil’i ağırladı. Dr. Kadir Topbaş Kültür Sanat Merkezi’nde düzenlenen programın moderatörlüğünü Cemalettin Tül üstlendi. Programda Barutçugil, İslam sanatlarını diğer sanatlardan ayıran özellikleri ve ebru sanatına dair bilinmeyenleri ele aldı.
Sanatı bir bütün olarak görmenin önemli olduğunu söyleyen Barutçugil, “Tekamül ve tefekkür çok önemli. Tefekkür, Kur’an-ı Kerim’de çok sık geçen bir kelime. Tefekkürü düşünme diye tercüme ediyorlar genellikle ama tefekkür sadece düşünme değil aynı zamanda fikir üretmektir. Bu yüzden eskiden bu kişilere mütefekkir derlerdi. Resim, heykel, mimari, musiki gibi ebru da bir sanat dalıdır. Uygun boya ve uygun metot kullanıldığı takdirde ebrulanmayacak bir yüzey yoktur. Ebrunun tarihi de suya yazılmış olacak ki nerede ve ilk nasıl yapıldığı pek bilinmiyor. Elimizde en eski örnek 1476.” dedi.
Barutçugil, asıl mesleğini tekstil olduğunu da belirterek “Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin tekstil bölümünden mezun oldum. Asıl mesleğim de dokumacılık. Akademik eğitimim ne yaptıysam bir türlü içime sinmedi. Yani hocalarımızın sanatı bizim sanatlarımızla uyuşmuyordu. Sonradan fark ettim ki onlar farklı ekollerin, farklı akımların, başka ustaların taklitçisi. Modern sanatı merak ettim ve Londra’ya gittim. Orada iki buçuk sene kaldım. Orada kendime döndüm. Onların bize ait olmadığını ve Batılılaşma hareketleri içerisinde bunların bilinçli şekilde bir şuur kaybettirtme politikaları olduğunu fark ettim. Sonra ise İslam sanatlarına farklı bir pencereden bakmaya başladım. İslam sanatlarının özünde bir vecd halinde ilahi güzellik arayışı var. Kısa bir şekilde özetlersek Batı sanatları göze hitap ediyor ama bizim sanatlarımız gönüle hitap ediyor. Batı’da hiçbir dilde gönül kelimesinin bir karşılığı yok” diye konuştu.
Barutçugil, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Zevk-i selim olan insanların değerleri, bakışları, görüşleri daha farklı olur. Bir sanatla uğraşınca insanlar daha çok zevk-i selim oluyor. Osmanlı sultanlığına aday olanların hepsi mutlaka bir sanatla uğraşmıştır. Osmanlı’da 16 tane bestekâr padişah vardır. 3. Selim’in bestelerini hala çok severek dinleriz” ifadelerini kullandı.