
Bir milletin karakteri biraz da sofralarında saklıdır. Kaşığın tabakta çıkardığı sesten, ekmeğin nasıl bölündüğüne; büyüğün lokmasına gösterilen hürmetten, en küçük misafire uzatılan ilk ikrama kadar…
Anadolu’nun sofra adabı dediğimiz şey, yalnızca görgü kurallarının toplamı değil, bir medeniyet tasavvurunun gündelik hayata en canlı yansımasıdır.
Türk-İslam geleneğinde sofra; paylaşmanın, sabrın ve şükrün en güzel örneklerinden birini gösterir. “Az yiyip az uyuyup az konuşmak” düsturu, sadece sağlığa değil, edebe de dairdir. Sofraya besmeleyle oturmak, nimeti israf etmemek, lokmayı küçültmek, emeğe hürmet etmek… Bunlar birer ayrıntı gibi görünse de insanın kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişkinin inceliğini gösterir.
EDEP VE ZERAFET
Sofra adabı, aslında bir öz disiplin meselesidir. Önce başkasını düşünmek, paylaşırken ölçüyü korumak, konuşurken nezaketi elden bırakmamak… Sofrada öğrenilen bu incelikler, hayatın geneline sirayet eder. Bir çocuğun ilk terbiyesi çoğu zaman sofrada başlar; beklemeyi, paylaşmayı, teşekkür etmeyi, kanaat etmeyi orada öğrenir.
Bu yüzden sofralar yalnızca karın doyurmaz; aynı zamanda karakter de inşa eder.
SABRIN ŞÜKÜRLE BULUŞTUĞU RAMAZAN SOFRASI
Ramazan, gündüzün sabrını akşamın şükrüyle buluşturan nadide bir zaman dilimidir. İftar sofrası yalnızca açlığın sona erdiği an değildir; aynı zamanda kalplerin yumuşadığı, kırgınlıkların tamir edildiği, kapıların misafirlere daha çok açıldığı bir eşiktir. Ramazan topunun patlamasıyla başlayan o tatlı telaş, hurmanın suyla buluştuğu o sade an… Her biri, insanın hem bedenine hem ruhuna dokunur.
Ramazan’da sofra, daha çok kişiliktir; tabaklar çoğalır, sandalyeler eklenir, gönüller genişler.
ÖZEL SOFRALARIN ASIL SIRRI
Özel sofralar deyince akla çoğu zaman gösterişli davetler, uzun menüler, ihtişamlı sunumlar gelir. Oysa Ramazan sofrasının özelliği başka bir yerden doğar: Paylaşmaktan.
Bir tas çorbanın komşuya gönderilmesi, mahalle iftarlarında yan yana dizilen masalar, imkânı olanın olmayana sessizce el uzatması…
Bu yönüyle iftar, sosyal dayanışmanın en zarif ifadesidir.
Özel olan, pahalı olan değildir; anlamlı olandır.
YAVAŞLAMAK VE HATIRLAMAK
Bugün ekranlar eşliğinde yenilen yemekler, hızla tüketilen atıştırmalar, tek kişilik hayatların pratik çözümleri var. Ancak Ramazan, bize yavaşlamayı da öğretir. Aynı masada göz göze gelmeyi, sözü bölmemeyi, lokmayı aceleye getirmemeyi…
Çocuklara sofra duasını öğretirken aslında sabrı, şükrü ve paylaşmayı öğretiriz.
Belki de bu yüzden büyüklerimiz, “Sofra insanı belli eder” derdi. Çünkü sofra, insanın hem terbiyesini hem görgüsünü hem merhametini görünür kılar.
BEREKETİN GERÇEK ANLAMI
Ramazan sofrası demek; bir hurma, bir yudum su, samimi bir dua…
Aynı ekmeği bölüşmenin verdiği huzur, en zengin ziyafetlerden daha kalıcıdır.
Gerçek bereket, nimetin çokluğunda değil; paylaşımın gönülden oluşundadır.
Sofralarımız çoğalsın, ama gürültümüz değil. Tabaklarımız dolsun, ama kalplerimiz daha çok huzur bulsun. Her iftarda, o ilk lokmada, biraz daha kamil insan olmayı hedefleyelim.
Dr. Meryem ÇILDIR